Yıldızı parlayan gibi bir ifade kullanmayı tercih ettim çünkü “çok, en, möthiş” gibi kelimelerle beklentileri (beklentimi) şekillendirmekten keyif almıyorum.
Bu filmlerden bazıları her yerdelerdi bazıları gizlenmişti! Ortak noktaları bir şekilde çoğunluk denebilecek kitleye ulaşmış olmaları.
Yıl bitmeden izlense iyi olur dediğim filmlerin listesi bir açıdan.
- Sentimental Value (26 Aralık 2025 günü vizyonda)
Kıyamam bu filme, izlemek için duyduğum heyecan oldukça yüksek.

Joachim Trier’in bu yeni filmi. Cannes Film Festivali 2025’te Grand Prix. Renate Reinsve ile Inga Ibsdotter Lilleaas, iki kardeşi canlandırıyor. Uzun süredir hayatlarından uzak duran, yönetmen babalarıyla (Stellan Skarsgård) yüzleşmek zorunda kaldıkları bir sürecin içine giriyorlar.
2. It Was Just an Accident

Bu yıl Cannes’da Altın Palmiye kazanan Jafar Panahi’nin filmi, yılın yıldızı yüksek olanlarından. Yönetmenin ellerinde; Tahran sokaklarında oradan oraya savrulan tuhaf bir ekibin yaşadıkları, travma ve gündelik yaşam üzerine sarsıcı bir düşünceye dönüşüyor.
3. Sinners / HBO Max + TV Plus

Yönetmen Ryan Coogler’ın gişede güzel başarı elde eden işi Sinners, doğaüstü işlemeye sahip bir korku filmi. Yüzeyde bir korku filmi gibi görünse de Sinners, Amerika’da ırk, sınıf ve sanatın kesişimine dair güçlü bir yorum sunuyor. Film aslında türlerin bir karışımı: biraz korku, biraz dönem filmi, biraz da müzikal… Hepsi birleşince ortaya, parçalarının toplamından çok daha fazlası çıkıyor.
4. The Secret Agent

Hem gerçeküstü hem de yoğun bir anlatıya sahip The Secret Agent, izleyiciyi Brezilya tarihinin çok özel bir döneminde dolaştırıyor. Filmin merkezinde, bu yıl Cannes Film Festivali’nde En İyi Erkek Oyuncu ödülünü alan Wagner Moura’nın etkileyici performansı var; film neredeyse onun omuzlarında yükseliyor.
5. One Battle After Another

Tabii ki de yıldızı en parlayanlardan.
Paul Thomas Anderson’ın çok konuşulan bu filmi, hem isyan ruhunu hem de o isyanı doğuran baskıcı güçleri, hem mizah hem de samimi bir şekilde yakalıyor. Bornozuyla gezen Leonardo DiCaprio; eski devrimci, tam bir “kız babası” olan Bob Ferguson rolünde. Sean Penn ise onun eski düşmanı Albay Lockjaw’u canlandırıyor. İkili arasındaki kedi-fare kovalamacası hem heyecan verici hem de sürükleyici.
6. Hamnet / Şubat 2026 sinemalarda

İzlemek için heyecan duyduğum filmlerden.
Maggie O’Farrell’in 2020’de yayımlanan aynı adlı romanından uyarlanan film; aşk ve kayıp üzerine yürek burkan bir hikâyeye sahip. Chloé Zhao ise bu hikâyeyi sinemaya taşıyarak çarpıcı bir seyir zevkine dönüştürüyor. Zhao’nun dingin, mistik sinema dili; bir annenin yıkıcı yasını ve bir babanın o yasla baş etmeye, onu sanatsal bir ifadeye dönüştürmeye çalışmasını ince ince işliyor.
7. Blue Moon

Richard Linklater’ın Blue Moon’u, bir tiyatro oyunu gibi akan bir film. Ethan Hawke’ın canlandırdığı söz yazarı Lorenz Hart, güven vermeyen bir alkolik olarak eski günleri yad ediyor: Broadway’in yıldızı olduğu, besteci Richard Rodgers (Andrew Scott) ile omuz omuza çalıştığı zamanları…
Blue Moon, profesyonel bir ayrılığın da tıpkı romantik bir ayrılık kadar acı verici ve kişisel olabileceğini gösteriyor.
8. The Ballad of Wallis

Filmi ilk başta sevmeyeceğimi düşündüm ama izlemeye devam ettikçe kalbimi çaldı, gitti.
Olaylar, uzak ve sade bir ada — “Wallis Island” — da geçiyor. Bir folk müzik ikilisinin yıllar sonra, tuhaf ve zengin bir hayranın isteğiyle uzak bir adada tekrar bir araya gelmesini anlatan sıcak ve hafif komik bir drama. Eski kırgınlıklar, eski aşk ve yeniden bağ kurma hikâyesi.
9. Die My Love / Mubi’ye gelecek

Die My Love geleneksel bir dram ya da aile filmi değil — sert, rahatsız edici, gerçeküstü anlar ve psikolojik yoğunlukla dolu bir “içsel çığlık”.
Genç anne Grace ile eşi Jackson, şehirden uzak, ıssız bir kır evine taşınıyor. Ama bebek sahibi olduktan sonra Grace ruhsal olarak çöküşe geçiyor — yalnızlık, depresyon ve psikozun karanlık ağına kapılıyor. Film, anneliğin karanlık yüzünü, zihinsel çöküşü ve bunun evlilik üzerindeki yıkıcı etkilerini yoğun, rahatsız edici ama gerçekçi bir şekilde ele alıyor.
10. Father Mother Sister Brother / Mubi’ye gelecek

Çünkü “kan bağı” kadar olmasa da “aile bağı”nın karmaşıklığını, kırılganlığını ve gerçekliğini — abartıdan uzak, sade ama dokunaklı — ekrana taşıyan, zengin bir kadroya ve duygusal derinliğe sahip bir film.
Father Mother Sister Brother filminin yönetmeni Jim Jarmusch ve film 2025 Venice Film Festival’inde en büyük ödül olan Altın Aslan’ı kazandı.
11. If I Had Legs I’d Kick You

Film, tek başına bir anne olan Linda’nın —çocuğunun ciddi bir rahatsızlığı, evindeki su hasarı ve eşiyle kopmuş bağıyla— üst üste gelen krizlerle boğuşurken yaşadığı ruhsal çöküşü, çaresizlik ve gerilim dolu bir cephesinden anlatıyor.
Mary Bronstein’in yönettiği bu sarsıcı dramda Rose Byrne, hayatı darmadağın olan tek başına anne Linda rolünde güçlü bir performans sergiliyor. Conan O’Brien, Linda’nın eski eşiyle bağlantılı, destek vermeye çalışan ama kaotik bir karakteri canlandırırken; A$AP Rocky, Linda’nın karşılaştığı beklenmedik bir komşu karakterini oynuyor.
12. Sound of Falling

Film, 20. yüzyıldan günümüze uzanan dört farklı dönemden dört kadının — Alma, Erika, Angelika ve Lenka — aynı Alman çiftliğinde geçen yaşamlarını, travmalarını ve birbirine görünmez bağlarla bağlı kaderlerini konu alıyor.
2025’te gösterildiği Cannes Film Festival’inde (Jüri) Ödülünü aldı.
13. Resurrection

Bi Gan tarafından yazılan ve yönetilen çarpıcı bir bilim kurgu-dram filmi. Başrollerde Jackson Yee ve Shu Qi yer alıyor. Film, insanların rüya görme yeteneğini yitirdiği bir gelecekte geçiyor.
2025’te Cannes Film Festival’nde gösterildi ve “Prix Spécial” (Jüri Özel Ödülü) kazandı.
14. Sorry, Baby

Sorry, Baby (2025), Eva Victor’ın hem yazıp yönettiği hem de başrolünde yer aldığı dikkat çekici bir ilk uzun metraj. Film, cinsel saldırı sonrası hayatına devam etmeye çalışan genç akademisyen Agnes’in hikâyesini, dramatik patlamalara başvurmadan; zaman, dostluk ve gündelik hayatın küçük anları üzerinden anlatıyor.
15. The Mastermind / Mubi’de

Kelly Reichardt’ın yönettiği; Josh O’Connor, Alana Haim ve John Magaro’nun başrolleri paylaştığı bir suç-drama. Film, 1970’lerde küçük bir müze soygununa kalkışan J.B. Mooney’nin huzursuz ve giderek çözülen hayatını odak alan, karakter merkezli bir hikâye anlatıyor.
16. The Testament of Ann Lee

The Testament of Ann Lee, yönetmen Mona Fastvold’un spiritüel derinliği güçlü, dönem atmosferi yoğun bir dramı. Filmde Amanda Seyfried, Shaker tarikatının kurucusu Ann Lee’ye hayat verirken; karakterin vahiyleri, takipçileri tarafından hem ilham hem de korku kaynağı hâline geliyor. Ann Lee’nin liderlik iddiası büyüdükçe, toplumun kadın otoritesine karşı tepkisi de sertleşiyor.
17. Is This Thing On?

Bradley Cooper’ın üçüncü yönetmenlik işi Is This Thing On?, rock müzikten klasik müziğe uzanan önceki filmlerine göre çok daha samimi ve hafif bir ton tutturuyor. Filmin ortak senaristi Will Arnett, karısıyla (Laura Dern ) bağları kopmuş, hayata küsmüş bir finans çalışanını canlandırıyor. Bir gece New York’taki bir komedi kulübünde sahneye çıkınca—sadece giriş ücretinden kaçmak için—beklenmedik bir biçimde stand-up’ın ona kapalı duygularını açma cesareti verdiğini fark ediyor.
Liverpoollu komedyen John Bishop’ın deneyimlerinden esinlenen film, orta yaşın yalnızlığı, evlilikteki zorluklar ve yeniden kendini bulma hâline odaklanıyor.
18. No Other Choice

Park Chan-wook’un “No Other Choice”u, Donald Westlake’in romanından uyarlama, yönetmenin “Oldboy” ve “The Handmaiden” çizgisindeki gibi kanlı ve hiciv dolu.
Filmde Lee Byung-hun, işini, düzenini ve ailesini seven, yıllardır aynı kağıt fabrikasında çalışan bir yöneticiyi canlandırıyor. Ancak aniden işten çıkarılması ve başka hiçbir yerde işe alınmamasıyla hayatı hızla altüst oluyor. Evinin ve çocuklarının geleceği tehlikeye girince, çaresizlik onu karanlık bir yola sürüklüyor: rakip adayları ortadan kaldırarak istediği işi almaya çalışıyor.
19. Marty Supreme

Josh Safdie’nin 1950’lerin Lower East Side’ında geçen bu enerjik filminde Timothée Chalamet, hayatta kolay yoldan ilerlemeye çalışan, bencil ama etkileyici Marty Mauser’a hayat veriyor. Ping-pong şampiyonu olma hayalleriyle oradan oraya savrulan Marty, eski bir film yıldızı (Gwyneth Paltrow), bir suçlu ve karmaşık ilişkilerle dolu bir dünyaya adım atıyor.
20. Wake Up Dead Man / 12 Aralık’ta Netflix

Wake Up Dead Man (2025), Rian Johnson’ın Knives Out evrenindeki üçüncü filmi. Yönetmen Johnson yine Daniel Craig’in akıllı, zarif dedektifi Benoit Blanc’ı merkezine alıyor; bu kez hikâye, dini liderler ve onlardan siyasi çıkar sağlayan politikacıları hicvediyor. Filmde Daniel Craig’e, genç bir rahibi canlandıran Josh O’Connor ve ateşli, fanatik bir vaiz rolündeki Josh Brolin eşlik ediyor. Mizah, toplumsal taşlama ve bulmacalar bir araya gelince, Johnson serinin üçüncü filminde de temposu yüksek, keyifli bir kara komedi-polisiye sunuyor.
21. Bring Her Back

Korku filmleri izlemeyi tercih etmediğim için ben pas geçiyorum. Neden bu listede peki?
Danny ve Michael Philippou’nun Talk to Me sonrası çektiği bu ikinci film, o yüzden de kıymetli bir noktada. Korku türünde ne kadar iyi olduklarını kanıtladılar zaten ( Talk to Me izlediğim nadir korku filmlerinden) Yönetmenler, Billy Barratt ve Sora Wong’un canlandırdığı iki yetim kardeşi, fazlasıyla sıcak görünen koruyucu anneleri Laura’nın (Sally Hawkins) yanına yerleştirilen karanlık ve tedirgin edici bir hikâyenin içine bırakıyor. Philippou kardeşleri öne çıkaran şey, korkuyu ucuz bir araca çevirmeden; atmosferi, duygusal çatışmayı ve karakterleri ciddiyetle işlemesi.
22. Wallace & Gromit: Vengeance Most Fowl / Netflix

Nick Park ve Merlin Crossingham’ın yönettiği bu Oscar adayı Wallace & Gromit macerasında, ikilinin en eski düşmanı Feathers McGraw yıllar sonra geri dönüyor. Aardman’ın ince işçilikli stop-motion tekniği, İngiliz mizahı ve klasik filmlere göz kırpan göndermeleri bu kez yapay zekâ korkularıyla birleşiyor.
23. Left-Handed Girl / Netflix

Yönetmen Sean Baker ile uzun süreli yaratıcı ortağı Shih-Ching Tsou, mizah ve hüzün arasında gidip gelen özgün ve dokunaklı bir Tayvan draması ortaya koyuyor. Baker, ortak yazar ve ortak yapımcı koltuğunda.
24. Pillion

Harry Lighton’ın ilk uzun metrajı. Adam Mars-Jones’un Box Hill romanından uyarlama. Alexander Skarsgård ile Harry Melling’in beklenmedik bir ilişki kuran iki karakteri canlandırdığı film; kırılganlık, arzu ve kendini kabul etme üzerine sade bir anlatım sunuyor.
25. Dead of Winter

Fargo havası taşıyan bu gerilimde, Emma Thompson’ın karakteri küçük bir kasabayı tehdit eden kötülüğün üzerine gidiyor.
26. Train Dreams / Netflix

Train Dreams, Denis Johnson’ın novella’sından (uzun hikaye) yönetmen Clint Bentley tarafından uyarlanan, şiirsel ve derinlikli bir dönem draması. Filmde Joel Edgerton, 20. yüzyılın başlarında Amerika’nın demiryolu hatlarını açmak için ormanları kazıyan, sömürülmüş gezici işçilerden biri olan oduncu Robert Grainier’i güçlü bir iç dünyayla canlandırıyor.
Bonuslar: (Liste çok uzadı ama bu filmleri de eklemeden olmayacak gibi)
- Wicked: For Good
- Young Mothers
- The Ice Tower (kimilerine göre yılın en iyisi)
- Sirāt
