Maestro Filmi Hakkında Kısa Notlar

Bradley Cooper’ın yönetmen koltuğunda ikinci kez oturduğu film Maestro, ilk filmi olan A Star is Born’dan inanılmaz bir üslup farklılığı taşıyor. Ortak noktaları yok değil: Sanatçıların aşk hayatlarını tasvir etmek.

Film; New York’lu ünlü besteci ve orkestra şefi Leonard Bernstein’ın hayatını konu alıyor. Sanatsal yolculuğun izi sürülürken, filmin ana odak noktasında; Bernstein’ın Şilili aktris Felicia Montealegre (Carey Mulligan) ile olan evliliği, sert aşklarından aile hayatlarına ve Bernstein’ın yıllar içinde birkaç erkekle olan ilişkisine kadar kapılar açılıyor.

***Yazının devamı spoiler içerebilir, içermeyebilir de ama bu riske girmeyin.***

Maestro, yaşlı Bernstein’ın eşinin kanserden ölümünün ardından birlikte geçirdikleri zamanlara dönüp filmdeki olayları anı biçiminde çerçevelemesiyle başlıyor.

Netflix Yapımı Maestro Hakkında Kısa Notlar

Bernstein, ilk büyük Amerikalı orkestra şefi olarak kabul edilse de, aynı zamanda pek çok önemli filmin de bestecisiydi: Elia Kazan’ın On The Waterfront ve West Side Story. Daha çok orkestra çalışmalarıyla tanınıyor olsa da, Cooper’ın Bernstein’a yaklaşırken kullandığı mercek, çok etkileyici bir sinematik değer taşıyor. Filmin önemli bir kısmı döneme uygun siyah beyaz çekimlere sahip.

Maestro Hakkındaki Duygularım

Bradley Cooper, “Maestro” ile bir sanatsal yenilikçinin hikayesini bence fazla geleneksel şekilde anlatmayı tercih etmiş. Standart bir biyografinin doğrusal anlatımıyla yapıyor tüm olan biteni.

Cooper’ın Josh Singer’la birlikte yazdığı senaryo “iyi bir sıralamaya” sahip. Bu oldu, sonra bu oldu, sonra da bu oldu. Çok ünlü bir kişinin hayatının büyük bir bölümü ele alıyor ve bir yerden sonra bu yüzeysel gelmeye başladı.

Tabii, her şey bir yana filmi izlemenizi kesinlikle tavsiye ederim. Bradley Cooper inanılmaz bir performans çıkarmış ortaya.

Film estetik açıdan çok iyi, etkisine alıyor hemen. Kostümler ve sahne geçişleri, Bernstein’ın yaşamının zamanlarıyla birlikte geliştikçe göz kamaştırıcı hale geliyor.

Bernstein’ın müziği baştan sona filme hakim olsa da; onu bir müzisyen ya da erkek olarak asla tam anlamıyla anladığımı düşünmüyorum. O bir efsane ve kişiliği klasik müzik dünyasının ötesinde belli ki…

Leonard Bernstein ve Felicia Montealegre Arasındaki İlişki

Felicia Montealegre karakterini canlandıran Carey Mulligan’ın o kırılgan ve zarif oyunculuğunu yerim.

Felicia, atmosferdeki tüm oksijeni emen star kocasıyla yaşamak ve kocasının gizli eşcinsel ilişkileriyle yüzleşmek zorunda. Cooper ve Mulligan’ın sırıtarak, etrafa enerjilerini yayarak ilerledikleri sahneleri başlangıçta çok keyifli.

Filmin siyah beyaz çekilen ilk yarısında, genç Bernstein saf bir yaratıcı enerji demeti olarak gezinir ortalarda ve kesinlikle rahatına düşkün bir imaja sahip değil. Atlet gibi asla dert etmediği olağanüstü bir çalışma hızına sahip. Ve erkeklere duyduğu ilgi onun rahatladığı şeylerden biri. Felicia ile ise bir partide kız kardeşi Shirley’nin (Sarah Silverman) vasıtasıyla tanıştığında, içinde hemen mutlu bir kıvılcım oluşur. Burada da devreye Lenny ve Felicia’nın sonsuza kadar gevezelik ettiği anlar giriyor. Ve ilişkilerindeki bu konuşkan enerji filmin sonuna kadar devam ediyor.

Yıllar geçtikçe canlı renk paleti devreye giriyor. Bir şekilde siyah beyaz sahnelerden daha keyifsiz ve daha az masum hissettiren detaylar ortada kalıyor.

Sonuç: Bernstein, karısını ne kadar severse sevsin, kimliğinden asla ödün vermeyecekti. Bunun üzücü, soğuk bir kabulü var.

Be the first to comment

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir